marshall yardımının alınması kendi içinde hatalı değildir.
problem marshall yardımlarıyla neyin yapıldığında ve (daha önemlisi) nelerin yapılmadığında düğümlenmektedir.

almanya ve japonya ikinci dünya savaşı sonrasında küle dönüşmüş olan sanayilerini marshall yardımları sayesinde ayağa kaldırdılar.
aynı marshall yardımını biz de aldık. peki biz o parayla ne yaptık?

problemi biraz daha açıklayayım:

varsayalım ki aklımızda çok iyi bir fikir var. mesela yepyeni fonksiyonları olan bir makina veya bir bilgisayar tasarladık. daha sonra bir piyasa araştırması yaptık ve böyle bir ürünün talebinin olduğunu gördük. ama üretim için gereken para cebimizde yok. ne yapacağız? elbette bankaya gideceğiz, fikrimizi anlatacağız, kredi alacağız, o krediyle tesis kuracağız, tesiste mal ve hizmet üreteceğiz, ettiğimiz karın bir kısmıyla da bankaya olan borcumuzu ödeyeceğiz.

kredi almak ancak aklımızda aldığımız krediden daha fazla para kazandıracak bir fikir varsa haklı görülebilir. yoksa kredi alıp o krediyle lüks tüketim yapmak en net ifadesiyle hırsızlıktır. başka insanların tasarruflarını çar-çur etmektir.

menderes marshall yardımını aldığı zaman aklında fikir namına hiç bir şey yoktu. kafasının içi bomboştu. parayı “ben de isterem” diye almıştı. “neden gavur tüketiyor da benim müslüman kardeşim tüketemiyor” diye almıştı. gavurların eğitim sistemi, mühendislik kültürü ve sanayi altyapısı hakkında en ufak bir fikri yoktu. dolayısıyla parayı lüks tüketime harcadı ve köylülere dağıttı. para bitince de türkiye iflas etti

türkiye’nin temel sorunu üretememektir. üretememesinin temel sebebi ise zihinsel sığlıktır. fikirsel altyapısının bir türlü gelişememesidir. modern bilimsel ve mühendislik kültürünü bir türlü oturtamamasıdır.

temel sorunun altındaki temel sorun ise son derece güçlü, egemen ve saldırgan bir köylülüktür. köylülerin değişimi reddetmesi, üretime dayalı bir ekonomik model yerine büyük şehirlerin yağmalanmasına dayalı -ve kısa vadede çok daha karlı- bir ekonomik modeli sürekli dayatmasıdır. köylü üretime dayalı ekonomik modelde eş-dost-akraba-hemşeri-tarikat-aşiret gibi sırtını dayadığı ve sayesinde donanımlı insanların önüne geçtiği kurumların dağılıp gideceğini bilmektedir. bu kurumlar sayesinde hakettiğinin çok ötesinde yaşadığını ve tükettiğini bilmektedir. bu kurumlar olmadan kendisinden daha donanımlı insanların önünde tutunamayacağını da bilmektedir. bu yüzden modernleşmeye ölümüne direnmektedir.

türkiye’nin en büyük problemleri gibi görünen yobazlık ve kürtçülük problemleri ise, aslında köylülük probleminin iki değişik yüzüdür.

menderes, özal, demirel ve rizeli recep gibi politikacıların büyük başarısının sırrı, köylünün bu temel talebini hissetmelerinde ve köylüye istediklerini vermelerinde gizlidir. bu bakımdan tayyiple menderes arasında en ufak bir fark yoktur. ekonomik politikaları tamamen aynıdır. (bence en beterleri özal’dı. demirel diğerlerine oranla biraz daha düzgündü). zaten aralarında altmış sene olan bu dört politikacının neredeyse karbon kağıdından çıkmış gibi birbirinin aynı olması, türkiye’nin nasıl gelişmediğini gösterir.

menderes marshall yardımlarını köylüye dağıttı. marshall yardımı sayesinde köylülük çok güçlendi. dolayısıyla almanya ve japonya’yı modernleştiren aynı yardım bizde ilkelleştirici bir etki yaptı. bu da sorunun marshall yardımlarında değil bizde olduğunu gösteriyor.

özet: hata marshall yardımlarını almak değildir. hata o yardımlarla yapılan (daha doğrusu, yapılmayan) işlerdedir..

not: orospu-fahişe türk solcularının bu işlerdeki günahını işi çok uzatmamak için yazmadım. puşt türk solcusu sorunu türkiye’deki köylülük sorunundan dah büyük olan tek sorundur ve türkiye’deki zihinsel hayatın geriliğinin en temel sebebidir.

not: marshall yardımına “imza atan” elbette chp’dir. ama “alan” dp’dir.
inanıyorum ki ismet paşa’lı bir chp marshall yardımlarını çok daha akıllıca kullanırdı.

Advertisements